İşyerinde stres menopoz getiriyor
Çalışma saatleri uzun olan ve stresli işlerde çalışan kadınların menopoza erken girdiği belirlendi.
Fransa'daki Versailles Üniversitesi'nin 50 yaşın üzerindeki 1500 kadın üzerinde yaptığı araştırmada, haftalık çalışma saatleri 48 saatin üzerinde olan ve iş yerinde stres yaşayan kadınların doğurgan dönemlerinin daha erken sona erdiği bulundu.
Bu kadınların, ortalama menopoz yaşı olan 52'den bir yıl önce, 51 yaşında menopoza girdiği görüldü. Depresyondaki kadınların da daha erken yaşta menopoza girdikleri belirlendi.
(1.10.2007 - haberturk.com)
Çalışan kadınlar erkekler dünyasında savaşırken erkekleşiyorlar diye boşuna demiyorlar demek ki. Bilimsel olarak da destekleniyor şimdi. Bazen iş dünyası ne kadar vazgeçilmez diye de düşünmeden edemiyor insan :)
1 Ekim 2007 Pazartesi
30 Eylül 2007 Pazar
Boş ol!
TV'de erkeğe bakan eşini hemen boşadı
Suudi koca, bir erkeğin sunduğu programı tek başına izleyen eşini boşadı. Suudi Arabistan'da yayınlanan El Şems gazetesinin haberine göre; ismi açıklanmayan koca, televizyondaki erkek sunucuyu seyreden eşini, onunla bir odada tek başına kabul ettiği için bu kararı aldı. Karısını boşamayı savunan koca, "Ben dinin emrettiğini yaptım. Bir kadının namahrem bir erkekle tek başına kalması dinen sakıncalıdır" gerekçesini ileri sürdü.
'BOŞ OL! BOŞ OL! BOŞ OL!'
Şeriat kanunlarının geçerli olduğu Suudi Arabistan'da, bir erkek karısını mahkeme kararı olmadan boşama hakkına sahip. Sözle üç kere 'Boş ol!' demesi yetiyor. Ülkede kadınların tek başına dışarı çıkması ve tek başına araba sürmesi de yasak. İslami yasalar, erkeğe bu yasakları çiğneyen eşini boşama hakkı tanıyor.
(Sabah Gazetesi Dış Haberler)
Çok şey söyleyesim var da, elimin ayarını kaçırırım diye korkuyorum:) Sadece rahmetli babaannem gibi başımı iki yana sallayıp, "tövbe, tövbe! ne günlere kaldık" demekle yetineceğim.:)
Suudi koca, bir erkeğin sunduğu programı tek başına izleyen eşini boşadı. Suudi Arabistan'da yayınlanan El Şems gazetesinin haberine göre; ismi açıklanmayan koca, televizyondaki erkek sunucuyu seyreden eşini, onunla bir odada tek başına kabul ettiği için bu kararı aldı. Karısını boşamayı savunan koca, "Ben dinin emrettiğini yaptım. Bir kadının namahrem bir erkekle tek başına kalması dinen sakıncalıdır" gerekçesini ileri sürdü.
'BOŞ OL! BOŞ OL! BOŞ OL!'
Şeriat kanunlarının geçerli olduğu Suudi Arabistan'da, bir erkek karısını mahkeme kararı olmadan boşama hakkına sahip. Sözle üç kere 'Boş ol!' demesi yetiyor. Ülkede kadınların tek başına dışarı çıkması ve tek başına araba sürmesi de yasak. İslami yasalar, erkeğe bu yasakları çiğneyen eşini boşama hakkı tanıyor.
(Sabah Gazetesi Dış Haberler)
Çok şey söyleyesim var da, elimin ayarını kaçırırım diye korkuyorum:) Sadece rahmetli babaannem gibi başımı iki yana sallayıp, "tövbe, tövbe! ne günlere kaldık" demekle yetineceğim.:)
iyi de nasıl?
Bu da oldu: Hamileyken hamile kaldı
İskoç kadın Amelia Spence (29), farklı zamanlarda iki kez hamile kalarak aynı anda doğurdu ve çifte annelik sevinci yaşadı.
Spence, sanıldığı gibi ikiz bebek dünyaya getirmedi. İskoç anne bir batında iki bebek dünyaya getirmiş olmasına rağmen bu bebekler ikiz değil.
Milyonda bir rastlanan mucize sonucunda, Spence 3 hafta içinde 2 kez hamile kalınca 2 ayrı bebek dünyaya getirdi. Birkaç dakika arayla dünyaya gelen bebekler, şimdi 5 aylık. Ame ve Lia isimleri verilen kız çocuklar birbirlerine ikiz kadar benziyor. Sezaryenle dünyaya gelen kızlardan Ame 29, Lia ise 32 haftalık olarak dünyaya geldi.
Spence, doktorları da şaşırtan bu hamilelik sonucunda dünyaya gelen bebeklerinin Tanrı’nın bir lütfu olarak kabul ediyor. 8 ve 9 yaşlarında iki çocuğu daha olan Spence, erkek arkadaşıyla birlikte yaşıyor.
Kabul edersiniz ki, çok enteresan bir olay. Ama bana çok daha farklı birşeyi hatırlattı. Biz çocukken gazetelerde "kıyamet alameti" furyası vardı. Garip gurup ne varsa "amanın da kıyamet geliyor ahali" tadında. Şimdilerde de o haberleri yapan gazeteciler "ya vallahi abi uydururduk! yazı işleri müdürü de olayı ciddiye alıp basardı haberi" diye günah çıkartıyorlar.
Neyse, bir de konumuz haberin sonunda hanım kızımızın erkek arkadaşıyla birlikte yaşadığını öğreniyoruz ki, aslında hiç de merak etmediğimiz bir detay. Yazar acaba burada ne demek istiyor?
İskoç kadın Amelia Spence (29), farklı zamanlarda iki kez hamile kalarak aynı anda doğurdu ve çifte annelik sevinci yaşadı.
Spence, sanıldığı gibi ikiz bebek dünyaya getirmedi. İskoç anne bir batında iki bebek dünyaya getirmiş olmasına rağmen bu bebekler ikiz değil.
Milyonda bir rastlanan mucize sonucunda, Spence 3 hafta içinde 2 kez hamile kalınca 2 ayrı bebek dünyaya getirdi. Birkaç dakika arayla dünyaya gelen bebekler, şimdi 5 aylık. Ame ve Lia isimleri verilen kız çocuklar birbirlerine ikiz kadar benziyor. Sezaryenle dünyaya gelen kızlardan Ame 29, Lia ise 32 haftalık olarak dünyaya geldi.
Spence, doktorları da şaşırtan bu hamilelik sonucunda dünyaya gelen bebeklerinin Tanrı’nın bir lütfu olarak kabul ediyor. 8 ve 9 yaşlarında iki çocuğu daha olan Spence, erkek arkadaşıyla birlikte yaşıyor.
Kabul edersiniz ki, çok enteresan bir olay. Ama bana çok daha farklı birşeyi hatırlattı. Biz çocukken gazetelerde "kıyamet alameti" furyası vardı. Garip gurup ne varsa "amanın da kıyamet geliyor ahali" tadında. Şimdilerde de o haberleri yapan gazeteciler "ya vallahi abi uydururduk! yazı işleri müdürü de olayı ciddiye alıp basardı haberi" diye günah çıkartıyorlar.
Neyse, bir de konumuz haberin sonunda hanım kızımızın erkek arkadaşıyla birlikte yaşadığını öğreniyoruz ki, aslında hiç de merak etmediğimiz bir detay. Yazar acaba burada ne demek istiyor?
28 Eylül 2007 Cuma
Şimdi haberleri veriyorum
Çok kıymetli, kadim dostum konuşamam hanım, ajans saatinde nadide yorumlarını değerli blog okurlarıyla paylaşmaya başlayınca bendeniz de şahsıma enteresan, komik ve hatta dehşet verici haberleri kendisine iletmeyi görev belledim.
İşimin bir parçası da basın takibi oluca ek çaba da harcamam gerekmiyordu zaten.:) Ancak kendileri "evladım böyle olmaz, biz yorum da isteriz diyerek" bloga başyoran yardımcılığına terfi ettiriverdi beni.
Bundan kelli sloganımız; köpek adamı ısırınca değil, adam köpeği ısırınca haber olur! (Tüm hocalarıma selam olsun.)
Eee!! Hoş geldim, hoş buldum.
İşimin bir parçası da basın takibi oluca ek çaba da harcamam gerekmiyordu zaten.:) Ancak kendileri "evladım böyle olmaz, biz yorum da isteriz diyerek" bloga başyoran yardımcılığına terfi ettiriverdi beni.
Bundan kelli sloganımız; köpek adamı ısırınca değil, adam köpeği ısırınca haber olur! (Tüm hocalarıma selam olsun.)
Eee!! Hoş geldim, hoş buldum.
27 Eylül 2007 Perşembe
Köşe Yazarımız Yuse Hastaneden Bildiriyor.
LONDRA - Nadya adı verilen bebek, Siberya’nın Altay bölgesindeki bir hastanenin sezaryen bölümünde dünyaya geldi. Annesi Tatyana Barabanova, Nadya’yı görünce şoka uğradığını söyledi. Tatyana Barabanova babasının da Nadya’yı görünce bir süre öylece bakakaldığını anlattı.
Adam haklı nası bakmasın diyoruz. Ama ...
Nadya, Barabanova ailesinin 12’nci çocuğu.
43 yaşındaki Tatyana Barabanova’nın tüm çocukları beş kilogramın üzerinde doğmuş.
Kadın zaten her seferinde tosun doğuruyormuş, niye şaşırdınız ki...
Barabanova, “Herşeyi yedim. Özel yiyecek almaya paramız yok. Patates, makarna, domates yedim” dedi.
Aman yaaa... Böyle okuyunca da insanın içi bi fena oluyo. haklı kadın. ne yapsın. patates ve makarnayı bi arada kim yese tosuncuk doğurur.
Ocak 2005’te Brezilya’da bir kadın 7,63 kilogram ağırlığında bir bebek dünyaya getirmişti. Brezilya Jinekoloji Enstitüsü’ne göre bu, ülke tarihinde en ağır doğan bebekti.
ABD’de 1879’da 10,8 kilogram olarak dünyaya gelen bir bebek, 11 saat sonra ölmüştü.
İtalya’da da 1955’te 10,2 kilogram ağırlığında bir bebek dünyaya gelmişti.
Bu da diğer tosunlarla ilgili genel kültür bilgisi....
Haber Ntvmsnbc sitesinden alınmış olup, Yuse hanım tarafından göndertilmiştir.
Adam haklı nası bakmasın diyoruz. Ama ...
Nadya, Barabanova ailesinin 12’nci çocuğu.
43 yaşındaki Tatyana Barabanova’nın tüm çocukları beş kilogramın üzerinde doğmuş.
Kadın zaten her seferinde tosun doğuruyormuş, niye şaşırdınız ki...
Barabanova, “Herşeyi yedim. Özel yiyecek almaya paramız yok. Patates, makarna, domates yedim” dedi.
Aman yaaa... Böyle okuyunca da insanın içi bi fena oluyo. haklı kadın. ne yapsın. patates ve makarnayı bi arada kim yese tosuncuk doğurur.
Ocak 2005’te Brezilya’da bir kadın 7,63 kilogram ağırlığında bir bebek dünyaya getirmişti. Brezilya Jinekoloji Enstitüsü’ne göre bu, ülke tarihinde en ağır doğan bebekti.
ABD’de 1879’da 10,8 kilogram olarak dünyaya gelen bir bebek, 11 saat sonra ölmüştü.
İtalya’da da 1955’te 10,2 kilogram ağırlığında bir bebek dünyaya gelmişti.
Bu da diğer tosunlarla ilgili genel kültür bilgisi....
Haber Ntvmsnbc sitesinden alınmış olup, Yuse hanım tarafından göndertilmiştir.
24 Eylül 2007 Pazartesi
Bilecik'te polise sığınan 17 yaşındaki Ö.Y'den tüyler ürperten iddia
Bilecik'te babasının kumar borcuna karşılık 10 ay önce tanımadığı bir kişiye verildiğini ve ilişkiye zorlandığını iddia eden 17 yaşındaki kız, polise başvurup babasından şikayetçi oldu.
Alınan bilgiye göre, polise başvuran Ö.Y. (17), babası Ş.Y'nin kumar borcu karşılığında İsmetpaşa Mahallesi'nde oturan B.Ç'ye (34) 10 ay önce verildiğini, bu güne kadar da isteği dışında bu kişinin zorla kendisiyle
cinsel ilişkiye girdiğini, hamile kalıp düşük yaptığını, dövüldüğünü, korktuğu için de kimseye bir şey söyleyemediğini bildirdi.
B.Ç'nin evinden kısa süre önce ayrılıp Eskişehir'deki akrabalarının yanına geldiğini, daha sonra ailesinin evine döndüğünü ifade eden Ö.Y, babası Ş.Y'nin, B.Ç'nin yanına gitmesi için baskı yapması üzerine polise sığındığını, babasından ve B.Ç'den şikayetçi olduğunu belirtti.
Bunun üzerine soruşturma başlatan emniyet güçleri, şüpheliler Ş.Y. ve B.Ç'yi gözaltına aldı.
B.Ç. ile baba Ş.Y, ifadelerinin ardından çıkarıldıkları mahkemece tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
Kız dediğin nedir ki? istediğin gibi alır, istediğin gibi satarsın. ev işlerini yaptırır, çocuklarına baktırır, kumar borcunu öder, canın sıkıldıkça döversin.
Bilecik'te babasının kumar borcuna karşılık 10 ay önce tanımadığı bir kişiye verildiğini ve ilişkiye zorlandığını iddia eden 17 yaşındaki kız, polise başvurup babasından şikayetçi oldu.
Alınan bilgiye göre, polise başvuran Ö.Y. (17), babası Ş.Y'nin kumar borcu karşılığında İsmetpaşa Mahallesi'nde oturan B.Ç'ye (34) 10 ay önce verildiğini, bu güne kadar da isteği dışında bu kişinin zorla kendisiyle
cinsel ilişkiye girdiğini, hamile kalıp düşük yaptığını, dövüldüğünü, korktuğu için de kimseye bir şey söyleyemediğini bildirdi.
B.Ç'nin evinden kısa süre önce ayrılıp Eskişehir'deki akrabalarının yanına geldiğini, daha sonra ailesinin evine döndüğünü ifade eden Ö.Y, babası Ş.Y'nin, B.Ç'nin yanına gitmesi için baskı yapması üzerine polise sığındığını, babasından ve B.Ç'den şikayetçi olduğunu belirtti.
Bunun üzerine soruşturma başlatan emniyet güçleri, şüpheliler Ş.Y. ve B.Ç'yi gözaltına aldı.
B.Ç. ile baba Ş.Y, ifadelerinin ardından çıkarıldıkları mahkemece tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
Kız dediğin nedir ki? istediğin gibi alır, istediğin gibi satarsın. ev işlerini yaptırır, çocuklarına baktırır, kumar borcunu öder, canın sıkıldıkça döversin.
Türkiye - Malezya
Y O R U M S U Z
Tartışmanın başlangıcı, Richard Holbrooke’un "Türkiye ve Malezya gibi hem Müslüman olup hem de seküler olunabiliyor" sözüydü belki.
Ne Malezyası dedik, biz laik bir devletiz, onlar değil ki! Bu cahil bir ifade, dedik. Fakat bir yandan AKP’nin 22 Temmuz’daki zaferi, Anayasa’daki türban ve laiklik değişikliği tartışmaları... Diğer yandan Malezya’dan gelen "Polis ramazanda oruç tutmayanları cezalandırıyor" haberleri... Başbakan Abdullah Bedevi’nin "Malezya bir İslam devletidir" sözleri... Her şey üst üste gelince, "Eyvah! Türkiye Malezya olabilir mi?" sorusu doğdu. Bazı yazarlara göre bu suni bir tartışma, bazılarına göre bunu konuşmanın tam zamanı. Şerif Mardin’e göre böyle bir ihtimal gerçekten var. "Türkiye Malezya olur mu" sorusunun cevabını bulmak için ilk önce Malezya’da gerçekten neler oluyor onu öğrenmeye çalıştık. Bunu için de, Malezya’da yoğun bir İslamlaşma var mı, iktidar ne diyor, güçlü İslam partisi PAS’ın tutumu ne, STK’lar ne yapıyor, liberal seküler kanadın fikri nedir, anlamak gerekiyordu. Sebati Karakurt ile Kuala Lumpur’a geldik, gözlerimizle görelim istedik. Bu yazı dizisinde, 3 gün boyunca gördüklerimizi okuyacaksınız.
İkİ Müslüman avukat Malik İmtiaz (37) ve Haris Bin Muhammed (47), 2006’da "11. Madde Hareketi" adlı bir sivil hareket başlattı. Hareketin adı, Malezya Anayasası’ndaki "Herkes istediği dini seçmekte ve yaşamakta özgürdür" maddesinden esinlenilmiş. Bu maddenin artık uygulanmadığını savunuyor ve Malezya’daki İslamlaşmaya, "şeriat"ın anayasanın üstünde tutulmaya başlanmasına karşı, 11 sivil toplum kuruluşunu aynı çatı altında buluşturuyorlar. Bütün bunlar yüzünden, aynı zamanda Ulusal İnsan Hakları Derneği’nin başkanı da olan Malik İmtiaz hakkında Ağustos 2006’da "İslam’ı aşağılıyor, katli vaciptir" yazan posterler Malezya’nın her köşesine dağıtıldı. Fakat o ve arkadaşı Haris Bin muhammed yılmadı, 11. Madde Hareketi olarak mitingler ve forumlar düzenlemeye çalıştı. Son iki miting polis tarafından engellendi, artık forum düzenlemeleri de yasak. "Şimdilik davamızı internet üzerinden yürütüyoruz, çünkü başbakan bu sivil hareketten hiç hoşlanmıyor" diyor. Malik ve Haris’le Malezya’daki İslamlaşma sürecinde kimlerin rol oynadığını, geçmişini ve geleceğini konuştuk. İşte anlattıkları:
İKİLİ HUKUK Malezya’da ikili hukuk sistemi var. Müslümanların evlilik, boşanma, miras gibi medeni konuları Şeriat Mahkemesi’nde görüşülür. Gerçi sivil mahkemelerde de 1970’lerin sonundan beri İslam’ı baz alan kurallar ve yasalar hep vardı. Örneğin "3 kez üst üste cuma namazına gitmeyen ya da oruç tutmayan bir Müslüman para cezasına çarptırılır" diyordu. Ama bu tamamiyle kağıt üstündeydi, hiç uygulanmıyordu. Çünkü 1980’lerde İngiliz eğitimi görmüş akıllı avukatlar ve hákimler vardı.
İSLAMCI RETORİK 1988’de, eski Başbakan Mahathir bin Muhammed, İslam partisi PAS’ı çok ciddi bir tehdit olarak görmeye başladı. Oylarını onlara kaptıracağını düşündü. Partisinin başına Enver İbrahim’i getirdi ve İslamlaşma trendini başlattı. Biz de iyi Müslümanlarız demek istiyordu. 2001’e geldiğimizde ise "Malezya İslam devletidir" deyiverdi.
METAMORFOZ OLDU Son 10 yıl içinde, İslam baz alınarak yazılan ve aslında hukukçuların umursamadığı yasalar, metamorfoz geçirip küçük böcekler halinde toplum hayatımıza sızdı. Gerçekten uygulanmaya başlandı. 10 yıl önce farklı dinden kişilerin evlenmesinde sorun yoktu. İsteyen din değiştirebiliyordu. Şimdi ise bir Müslüman’ın bir Budist ile evlenmesine, din değiştirmesine imkan yok.
MÜSLÜMANLAR HARİÇ Malezya Anayasası’nın 11. maddesi şöyle der: "Herkes istediği dine inanmakta ve ibadet etmekte özgürdür." Fakat 1999’da Yüksek Mahkeme bu maddedeki "herkes" kelimesinin anlamını değiştirdi: "Herkes ama Müslümanlar hariç." Müslümanlar din değiştirmek istiyorlarsa şeriat mahkemesine gidecek bundan böyle dediler. O yıl din değiştirip bir Hıristiyanla evlenmek isteyen Lina Joy’un hüsranla biten hukuk savaşı bunun ilk örneğidir.
HÁKİMLER YAPIYOR Nüfus kağıdına, "Dini İslam’dır" ibaresi eklendi. Müslümanların yaşam biçimini etkileyen konularda sivil mahkemeler bir anda ortadan kayboldu, yetkiyi Şeriat mahkemelerine devretti. Anayasa resmen çarpıtılmaya başlandı. Bazı hákimlerin şöyle dediğini duyuyoruz: "Önce Müslüman’ım sonra hákim."
YAVAŞ VE DERİNDEN İslamlaşma programı, hem devlet hem de başsavcı ve hukuk adamları tarafından yürütülüyor. Yavaş ve derinden, yeraltından ilerliyorlar. Anayasa değişmedi, ama onu yorumlayanların ve uygulayanların kafa yapısı değişti. Şimdi de toplum hayatına sızdı.
ARAPLAŞMA YAŞANIYOR İslamlaşmanın ötesinde Araplaşma yaşıyoruz. Ahlak polisi daha görünür hale geldi, hayata müdahale etmeye başladı. Artık türban takmayan Müslüman kadınlar garipseniyor. Geçen sene dini ne olursa olsun kadın polislerin türban takması zorunlu hale geldi.
ASLINDA AZINLIK AMA Aslına bakarsanız radikal İslamcıların azınlık olduğunu düşünüyorum. Ama sesleri çok gür çıkıyor. Sessiz çoğunluk ise dışlanmamak için onlara uyuyor. Şehirdeki aydınlar, "İslamcılık asla Malezya’ya hákim olamaz" deyip gülüp geçiyorlar. Ama böyle şeyler hız kazandıktan sonra durdurulamıyor.
Türban 10 yılda yüzde 80’e ulaştı
ÜLKENİN yüzde 50’ı Malay, yüzde 30’u Çinli, yüzde 8’i Hintli. Yüzde 61’i Müslüman, yüzde 19.2’si Budist, yüzde 9.1’i Hıristiyan, yüzde 6.3’ü Hindu. Başkent Kuala Lumpur’da, Malezya’nın farklı etnik yapılarının hepsi, kendi kimliğini, kültürünü ve dinini yaşıyor. Malezya’da türbanlı kadınların sayısı, son 10 yıl içinde yüzde 10’dan 80’e ulaşmış. Metroda karşılaştığımız genç kız Surinia, türban takma gerekçesini şöyle açıklıyor:
"Çünkü normal olan bu. Biz Malayların yaptığı böyle, ailem, arkadaşlarım, komşularım hepsi türbanlı."
Fakültede bacılar ve erkekler
Üniversite "Brothers-Sisters" yani "erkek kardeşler" ve "kız kardeşler" diye ikiye ayrılmış. Kütüphanedeki, kantindeki, bilgisayar odasındaki masaların üstünde kimin nereye oturacağı yazıyor, yani bir kız "Brothers" yazısı yapıştırılmış masaya oturamaz. Üniversitenin girişinde kıyafet kurallarını anlatan büyük bir afiş var. Erkekler gömleği pantolonun içine sokacak, kadınlar türban takıp bol kıyafetler giyecek, ağır makyaj yapmayacak, açık ayakkabı giymeyecek.
ORUÇ POLİSİ
Malezya’da kadın polislerin türban takması zorunlu. "Oruç Polisi" adıyla tüm dünyada haber olan ekip ise, polisin dinden sorumlu bir birimi. Oruç tutmayanları ve iftar vaktinden önce Müslümanlara servis veren lokantaları tespit etmekle görevliler.
SOKAK İZLENİMLERİ
Petronas’tan uzaklaşınca İslami baskı hissediliyor
BAŞKENT Kuala Lumpur’un en kalabalık yeri olan Bugit Pintag’taki ışıklarda 3 türbanlı kadının yanında, süper minisi ve göbeğini açıkta bırakan dar bluzuyla duran Çinli kızın belki konuşacak fazla ortak konusu yok. Ama aynı kenti rahatlıkla paylaşıp yan yana yeşil ışığın yanmasını bekliyorlar. Ramazan olmasına rağmen gün içinde sokakta yemek satılıyor, Müslüman olmayanlar hapur hupur yiyor. Kendilerine ayrılmış özel restoranlarda içki içebiliyor, sarmaş dolaş oturabiliyor.
İKİNCİ SINIF Fakat şehrin vitrini haline gelen Petronas Kuleleri’nden uzaklaşıp, turistik olmayan bölgelerine doğru ilerledikçe işin rengi değişiyor. Son birkaç yıldır İslam’ın bir devlet politikası olduğunun vurgulanması, Çinli ve Hindu vatandaşların kendilerini ikinci sınıf hissetmesine neden olmuş. Açıkça söylenmese de Malezya Anayasası’ndaki "Malezya’nın resmi dini İslamdır" ibaresi de Malay’ların ülkenin gerçek sahipleri olduğunu bir şekilde hissetmeleri, bunun teminatını Anayasa’da görmek istemelerinden kaynaklanıyor. Özellikle Çinli nüfusun ekonomik olarak güçlenmesine karşı da, Malaylara pozitif ayrımcılık uygulanıyor.
PET ŞİŞENİ SAKLA Şehrin devasa reklam panolarında hep türbanlı kadın kullanılıyor. Afişlerde Malayca’nın altında bir de Arapçası da yazılı. Bütün alışveriş merkezlerinde mescid bulunması zorunlu. Şehrin diğer ucundaki Malay İslam Üniversitesi’ni ziyaret ettiğimizde elimdeki su şişesini saklamam öğütleniyor. Ramazanda oruç tutmadığımı ima eden bütün ipuçlarını yok ediyorum ki rahatça dolaşabilelim.
DAVUTOĞLU’NUN KIZLARI Başbakan Tayip Erdoğan’ın eski Başdanışmanı Ahmet Davutoğlu’nun kızlarını okuttuğu bu üniversitede çalışan, adını vermek istemeyen yabancı bir hocanın söylediğine göre burası Malezya’nın İslamlaşma sürecinde önemli rol oynuyor, bir sürü genç mümin yetiştirip topluma servis ediyor. Karşılaştığımız erkek öğrenciler, kadın olduğum için elimi sıkmaktan kaçınıyor.
Hürriyet Gazetesi --- Röportaj: Ezgi BAŞARAN, Fotoğraflar: Sebati KARAKURT
Kaydol:
Yorumlar (Atom)